Tuğba Çelik sorularımızı yanıtladı

Öykücü Hümeyra Dutar’ın Ze Dergi için yaptığı soruşturmayı Tuğba Çelik yanıtladı.

1977’de Samsun’da doğdu. Öğretmen çocuğu olarak tayinlerle çeşitli şehirlerde büyüdü, çocukluğunun bir bölümü Fransa’da geçti. 1999’da Erciyes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu, 2002’de Hacettepe Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı bilim dalında yüksek lisansını bitirdi. 2010 yılında Ankara Üniversitesi Dilbilim Bölümü’ne bağlı Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi doktora programı’ndan “Çağdaş Bir Dil ve Edebiyat Öğretimi Program Modeli Önerisi” başlıklı teziyle mezun oldu. Bu süre zarfında Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. Metindilbilim, Söylem Çözümlemesi, Yazma Eğitimi, Okuma Eğitimi, Çocuk Edebiyatı, Edebiyat Felsefesi, Edebiyat Sosyolojisi üzerine çok sayıda akademik makale, kitap bölümü vb. olan yazar; popüler edebiyat dergilerinde deneme, inceleme, eleştiri ve öyküler yazmayı sürdürmektedir.

  • Bir okur gözünden kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Gerçekçiyim ama karakterlerime merhamet göstererek yazarım. Öykülerimde çok çeşitli meslekten insanlar var. Pavyon çalışanından öğretmene, mimarından göl bekçisine… Hayat çok zor bir yer, bu yüzden iyi ve hassas insanlara yakın olmayı seviyorum ve bu dünyadaki sayılarının hiç de az olmadığını göstermeye çalışıyorum.

  • Sizi kimler okumalı?

Dünyanın gözlerinin içine bakmaktan kaçmayanlar, derdin altında kalmak yerine onun üstünden atlamak isteyenler beni okusunlar isterim. En çok onlara yazıyorum. Hepimiz tutunacak bir dal arıyoruz, bazen onu bulup tutunuyoruz ama çoğu kez ıssızlıktan, anlaşılmamaktan deliriyoruz. Edebiyat şifadır, ona sarılalım derim. Beni de bu niyetle okurlarsa ne mutlu bana!

  • Sizin için yazmak ne ifade ediyor?

Sokakları dolaşan biriyim. Orada neşeyi, eşitsizlikleri, mutlulukları, acıları görürüm. Eve döndüğümde gördüklerimi belleğimde işler, kederle sevinci eşitlemeye çalışırım. Strese karşı eşiğim çok düşüktür benim. Her şey iyi olsun isterim ama böyle bir şey mümkün değil tabii… Yazınca iyileşiyorum, hayatla yazarak baş ediyorum.

  • Yazarken olmazsa olmazlarınız neler? 

Havaalanı da olabilir yazdığım yer, çalışma odam da.Ama kendi başıma kalmalıyım. Kesintisiz bir dinginlik gerekiyor. Kafamı meşgul eden başka bir şey varsa yazamam. Bir de kahveyle su olursa yanımda, beni orada unutabilirsiniz.

  • Bir eserinizin çıkış hikayesini anlatır mısınız?

Yıllar önce Ankara’da öğretmenlik yaptığım yıllarda kenar mahallede bir kuaföre girmiştim. Fön çektirip çıkacaktım. Fön bahane tabii, içeride neler var meraktan ölüyorum. Kendi mekanlarımıza ve çevremize kapalı kaldığımızda hayatı kaçırıyoruz bence. Neyse, girdiğim kuaförde pavyon şarkıcıları akşam için hazırlanıyorlardı. Yumurta sarısı saçları, yorgun sesleri, parıltılı ojeleriyle öyle güzellerdi ki! Sohbetlerini dinledim. Hem nasıl eğleniyorlardı aralarında; ama bambaşka bir alemde dünya kadar zorluğun içinde yaşadıklarını araya serpiştirdikleri sitem sözlerinden anlıyordum. İşte Gaydeli Bekir’in hikayesi böyle başladı.

  • Bir karakterinizle kahve içme ihtimaliniz olsa hangisi olurdu?

Kesinlikle Barbaros. Hüzünlü bir kişilik de olsa çok eğlenceli ve derin bir adam. İyi arkadaş olurduk.

  • En çok okuduğunuz yayınevi hangisi?

Tabii ki şu ara Alfa grubu. Ama Yapı Kredi ve İletişim’i de çok okurum.

  • Tekrar tekrar okumak mı, yeni keşifler mi?

Duruma bağlı. Akademisyen olduğum için kültleşmiş metinleri yeniden okuduğum çok oluyor. Ama yeni keşifler her zaman daha heyecan verici.

  • Klasikler mi, çağdaş metinler mi?

Önceliğim çağdaş metinlerdir. Bu çağda yaşamayı ve onu anlamayı önemsiyorum. Klasikleri hep eleştirel okurum; çünkü çoğu düşünce şimdiye göre eski, uyarlanmaları gerektiğini, düşünüyorum. Klasiklerin yapısökümünün yapıldığı makaleler ise çok ilgimi çeker bu arada.

  • Okumak mı, yaşamak mı?

Yaşamak. Okuduklarımızı yaşadıklarımızla anlarız.

  • Sesli dergi mi, matbu dergi mi?

Görsel çağda yaşıyoruz, sesli dergi çok etkileyici. Ama bazı matbu dergiler de başımızın tacı.

  • Konuşmak mı, dinlemek mi?

Dinlemek. Hep iyi bir dinleyici oldum.

  • Dizi mi, film mi?

Film. Tutkunu olduğum yönetmenler var. Kubrik gibi…

  • Öykü mü, roman mı?

Hiç fark etmez. Ben yazar severim,  tür ikinci planda kalır.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir