Emin Gürdamur sorularımızı yanıtladı

Öykücü Hümeyra Dutar’ın Ze Dergi için yaptığı soruşturmayı Emin Gürdamur yanıtladı.

Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. 2015’te Ondokuz Mayıs Üniversitesinden mezun oldu. 2005-2008 yılları arasında Samsun’daki yerel gazetelerde muhabirlik ve editörlük yaptı. 2008 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Hâlen Diyanet Aylık Dergi’de editörlük görevini sürdürüyor. 2013’te Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması’nda “Kırık Kalem” adlı hikâyesi ile Türkiye ikinciliğini kazandı. 2017’de Atları Uçuruma Sürmek adlı öykü kitabı, aynı yıl ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı seçildi. Hâlen Ankara’da yaşayan Emin Gürdamur evli ve iki çocuk babasıdır.

  • Bir okur gözünden kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Karanlığı didiklemeyi seven bir aydınlık.

  • Sizi kimler okumalı?

Arada durup göğe bakanlar, yerini yadsıyanlar, yarını olmayanlar, sevinince mahcubiyet hissedenler, üzülmeye hakkı olduğunu düşünenler… Soru ilginçti. İlk anda aklıma bunlar geldi.

  • Sizin için yazmak ne ifade ediyor?

Bu sorunun cevabı benim için sürekli değişiyor. Bu sıralar yazmak, meşguliyet ve sorumluluklarla dolu günlerime bir es, bir kaçış, bir nefes, bir arka bahçe.

  • Yazarken olmazsa olmazlarınız neler? 

Sanırım tek bir olmazsa olmazım var: İstek. Yazma hevesi beni ele geçirdiğinde zamanın, mekânın ve şartların önemi ortadan kalkar. Gürültülü bir salonda da ıpıssız bir köşede de yazabilirim. Şayet yazma isteğim yeterince demlenmemişse işte o zaman kendime bahaneler üretir, olmazsa olmazlar icat ederim.

  • Bir eserinizin çıkış hikâyesini anlatır mısınız?

“Osman’ın Kırk Yedinci Yaşı” adlı öykümde kahramanınhiçbir zaman sahip olamayacağı özel bir masaya karşı tutkusunu anlatmıştım. Bütün çıkış hikâyeleri karmaşıktır.Bazen bir nesneye bakıp insanı bazen bir insana bakıp nesneyi yazarsınız. Mesela Osman’ın hikâyesini bir umutsuzluğa bakarken yazdım.

  • Bir karakterinizle kahve içme ihtimaliniz olsa hangisi olurdu?

Bir öyküm var, adı “Nihat’ın Münacatı”. Oradaki Nihat’la sohbet etmek, kahve içmek çok isterdim. O öyküyü yazarken Nihat’la konuşur gibiydim. İlk kez bir öykünün bittiğine çok üzüldüm.

  • En çok okuduğunuz yayınevi hangisi?

Buna dair özel bir dikkatim yok açıkçası. İyi kitapları, iyi çevirileri hemen almaya çalışıyorum. Gözettiğim tek bir ölçü var, nitelik. Bu bakımdan tek bir yayınevi zikretmem haksızlıkolur. Ama şunu söyleyeyim. Bu sıralar kendimi en çok İş Bankasının klasiklerini tekrar tekrar okurken buluyorum.

  • Tekrar tekrar okumak mı, yeni keşifler mi?

Biri diğeri için gözden çıkarılamayacak kadar önemli iki yöntem. Bunu herkes için öneremem ama ben son zamanlarda geçmişte okuduklarımı tekrar tekrar okumakla meşgulüm.Sorunuzdan hareketle, bu konuda uzlaşı ihtiva eden bir cevap üretebiliriz. İnsan daima yeni keşifler peşinde olmalı. Yenilik umudunu yitirdiğimiz zaman kullanılmış bir gökyüzünün altında kalakalırız. Çürüme böyle başlamaz mı? Hayret ve ümit kaybolduğunda yani. Öte yandan çok iyi bildiğimiz, sürekli döndüğümüz, sürekli okuduğumuz kitaplar olmalı diye düşünüyorum. Diğeri yatay, bu dikey keşif. Bizi olgunlaştıran şey bu dikey keşiflerdir.

  • Klasikler mi, çağdaş metinler mi?

Elbette klasik metinler. Onlar bütün zamanların çağdaş metinleridir çünkü.

  • Okumak mı, yaşamak mı?

En ufak bir kuşku duymaksızın cevap vermek istiyorum: Yaşamak.

  • Sesli dergi mi, matbu dergi mi?

Hayatlarımız, meşguliyetlerimiz, koşuşturmalarımız bizi gittikçe sesli kitaplara ve dergilere doğru sürüklüyor. Yürümeyi çok seven biri olarak sesli dergiyi tercih ederim.

  • Konuşmak mı, dinlemek mi?

Bazen yakın arkadaşlarımı esir aldığımı düşünecek kadar;konuşmak.

  • Dizi mi, film mi?

Film elbette. Başlasın ve bitsin. Sündürmesin, baymasın. Kimse sevincin, aşkın, korkunun, hüznün cılkını çıkarmasın.

  • Öykü mü, roman mı?

Okurken roman, yazarken öykü.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir