Fuat Sevimay sorularımızı yanıtladı

Öykücü Hümeyra Dutar’ın Ze Dergi için yaptığı soruşturmayı Fuat Sevimay yanıtladı.

1972 yılında dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Fakültesi mezunu. Çeşitli dergilerde yayımlanan öykülerini derlediği Ara Nağme kitabı 2014 Orhan Kemal Öykü Ödülü’ne layık görüldü. 

  • Bir okur gözünden kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Bunu okurlara sormak gerek belki. Söyleşilerde veya paylaşımlarda sıkça duyduğum, gördüğüm iki tanım; ironik ve mütevazı. İnşallah öyleyimdir. Amin 😊

  • Sizi kimler okumalı?

Dileyen herkes okusun tabii. Ama ille de seçmek gerekiyorsa, doğaya ve emeğe saygısı olanların okumasını yeğlerim. Zalimden yana olanlar okumasa da olur.

Öte yanda, henüz hiç okumamışlar için, iyi edebiyatı biraz daha eğlenceli bir dille kurmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Böyle romanlardan öykülerden haz alacaklar kitaplarımı sever sanırım.

  • Sizin için yazmak ne ifade ediyor?

Benim için yazmak en çok, zamanı ve mekanı kırmaktır. Ki böylelikle içinde olduğumuz gerçeğin dışında, sorgu alanı yaratan bir başka gerçekliğin içinde gezinebilelim. Sanatın en önemli işlevinin de bu olduğunu düşünürüm. Ama sıkça dile getirilen şeklinin aksine, bu asla bir “Kaçış” değil. Tam tersi, sanat yoluyla, dayatılan gerçeğin dışında yeni bir alan yaratmaktır.

  • Yazarken olmazsa olmazlarınız neler? 

Hiçbir “Olmazsa olmazım” yok. Hatta bu yaklaşımın bana tuhaf geldiğini de söylemeliyim. Madencilere, temizlikçilere, kamyonculara, işçilere olmazsa olmaz sormuyorsak, yazarların da böyle bir lüksü yoktur. Bu ritüel işi daha çok işin ambalajı ve sentetik kısmıyla ilgili ve ben, sanatı ve yazıyı değil de etiket olarak yazarlığı önceleyen o sularda yüzmeyi pek sevmiyorum. Bir derdim, söyleyecek sözüm varsa her türlü yazarım. Yoksa da zaten niye yazayım.

  • Bir eserinizin çıkış hikayesini anlatır mısınız?

Joyce çevirilerini tamamladığımda benden çokça sözlük, rehber vb istendi. Ben de öyle işlerden pek hoşlanmam. O nedenle, hazır yeni bir romana da girişecekken, dedim ki gelsin kendi anlatsın. Hem İstanbul sokaklarında takılırız, hem de neyi neden yazdığına vakıf oluruz. Ama buraya ve bugüne geldiğinde aşık oldu ve işler biraz karıştı. Neyse ki sonunda toparladık.

  • Bir karakterinizle kahve içme ihtimaliniz olsa hangisi olurdu?

Anarşık’tan Kürdan ile çay içmek isterdim çünkü o çayı kahveye yeğlerdi ama muhtemelen söz verip kaytaracağı için de tek başıma kalırdım.

  • En çok okuduğunuz yayınevi hangisi?

Özel bir yayınevi tercihim yok. Sevdiğim yazarların külliyatını okumayı severim. O nedenle bu yazarlar neredeyse, o yayınevinin kitaplarından kitaplığımda bolca vardır.

  • Tekrar tekrar okumak mı, yeni keşifler mi?

Ben romanlarda da sinemada da müzikte de tekrar tekrarcılardanım. Yeni keşifler de elbette hoştur ama fazlasıyla tükettiğimiz bu çağda, ilki daha sevimli geliyor. Bir yazarın zihninin derinliklerinde dolaşmak bu anlamda keyifli.

  • Klasikler mi, çağdaş metinler mi?

En çok modern klasikleri seviyorum. Hesse, Joyce, Marquez, Oğuz Atay, Saramago, Leyla Erbil, Calvinogibi isimler.

  • Okumak mı, yaşamak mı?

Elbette yaşamak. Her şey yaşamdan sonra gelir. Ve zaten sanırım birbirlerinin karşı kutbu da değiller. Okumak da yaşama dair. Ayrılığın sevdaya dahil olması gibi.

  • Sesli dergi mi, matbu dergi mi?

Edebiyat söz konusu olduğunda her şeyin ama her şeyin matbusu.

  • Konuşmak mı, dinlemek mi?

İyi dinleyici olduğumu söylerler çoğunlukla. O nedenle sanırım dinlemek ağır basar.

  • Dizi mi, film mi?

Kesinlikle film. Kastettiğim iyi filmler tabii. Dizi sanata uzak. Anlık haz için izlenir, eyvallah ama kalıcı bir iz bırakmaz. İyi filmler ise zihnimize alan açar. O nedenle her zaman film.

  • Öykü mü, roman mı?

Roman. Bundan öyküyü sevmediğim anlaşılmasın. Tüm diğer edebi türler gibi öyküyü de çok seviyorum ama okurken de yazarken de romanın bütünlüğü beni daha çok etkiliyor.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir