Özlem Karapınar sorularımızı yanıtladı

Öykücü Hümeyra Dutar’ın Ze Dergi için yaptığı soruşturmayı Özlem Karapınar yanıtladı: 

  • Bir okur gözünden kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Tim Parks, herhangi bir kitabın “doğru” bir okuması olmadığı artık basmakalıp bir düşünce; hepimiz romanda farklı bir şeyler buluruz, der.  Bu açıdan baktığımızda hepimiz yazarı farklı tanımlayabiliriz. Okur beni muhtemelen kendi yetiştiği ortam, okuma kültürü ve entelektüel dünyasından hareketle bir yere konumlandıracaktır ve bu her okurda farklı olacaktır. Eleştirenler de olacaktır, yüceltenler de… Bu iki durum ilk anda duygusal olarak beni etkilese de yazma motivasyonumu, ne yazacağımı ne şekilde yazacağımı asla etkilemiyor. Dolayısıyla beni nasıl tanımladıklarıyla çok ilgilenmiyorum.

  • Sizi kimler okumalı?

Beni tüm yetişkinler okumalı. İlk kitabım Aynadaki Kadınlar toplumumuzdaki kadınların iç dünyasına ayna tuttu. Kadını ilgilendiren her şey herkesi ilgilendirir. Dahası, sonraki kitaplarımda da toplumsal ve insani meseleleri ele almaya devam edeceğim. Toplumun bir ferdi olarak insanı dert ediniyorum ve kalemimi bu alanda oynatmak istiyorum. O yüzden herkesi ilgilendiriyor.

  • Sizin için yazmak ne ifade ediyor?

Yazmak en başta hayatı anlama ve anlatma biçimim. Çok küçük yaşlardan itibaren kitaplarla ve yazıyla aram iyi oldu. Yazmadığım zaman veya edebiyattan uzak kaldığım dönemlerde hayatımda bir boşluk hissediyorum. Yazarak o boşluğu dolduruyor, hayatı anlamlandırmaya çalışıyorum.

  • Yazarken olmazsa olmazlarınız neler? 

Gece, sessizlik ve yalnızlık. Kalabalıkta aklıma öyküye ait fikirler düşer; notlar alırım, evde gündüz bu notlara eklemeler çıkarmalar yapabilirim fakat yaratım sürecinde gecenin sessizliğine ve yalnızlığa ihtiyacım var. Bu şartları sağlarsam dünyadan tamamen kopup öykünün içine girebiliyorum, kendi özgün fikirlerimin sesini duyabiliyorum, sanatın, üretmenin yeni bir şey ortaya koymanın hazzını yaşabiliyorum. 

  • Bir eserinizin çıkış hikâyesini anlatır mısınız?

Bu her öyküde farklı şekilde gerçekleşebiliyor. Fakat çoğunlukla aklıma öykünün belli belirsiz parçaları düşer, notlar alırım, eğer araştırmam gereken bir konu varsa ona yönelik okumalar yaparım, yeni notlar gelir onları eklerim ama oturup yazmak için öykünün zihnimde iyice demlenmesini beklerim. Öykünün ana iskeleti oturduktan sonra oturup bir çırpıda yazarım. Sonra asıl süreç başlar. Bunu daha farklı nasıl ifade edebilirim, anlatıcı kim olmalı, öyküde zaman nasıl işlemeli gibi. Öykünün sonunu genelde bu süreçte belirlerim, öykünün sonu bazen bana da sürpriz olur, metin kalemimi o sona doğru götürür, bir bakmışsınız metin kendini yazdırmıştır. Son aşamada ise artık öyküdeki fazlalıkları atmaya daha sade ve öz bir anlatım yakalamaya çabalarım. 

  • Bir karakterinizle kahve içme ihtimaliniz olsa hangisi olurdu?

Kesinlikle Dilek Pastanesi öykümdeki Sinem Hanım olurdu. Diğer kadın karakterlerime nazaran daha güçlü, ne istediğini bilen cesur bir kadın. Bu durum ona her ne kadar mutsuzluk getirse de ne istediğini bilen kadınları seviyorum. Elbette o, abartılı bir öykü karakteri, uç bir tipleme, evlilik görüşmesine elinde notlarla geliyor filan, fakat eğlenceli de. Onunla oturup çay içsek konuşacak çok şey çıkardı diye düşünüyorum. 

  • En çok okuduğunuz yayınevi hangisi?

Bu, okuduğum türe göre değişiyor. Kuram, psikoloji ya da felsefe alanında bana göre öne çıkan yayınevleri var. Kitaplığımda ağırlıklı olarak Metis, Pinhan, Say, Sel yayınevleri var. Klasiklerde önceliğim daha çok İş Kültür Yayınları oluyor.  Öyküde ise tüm yayınevlerini takip etmeye çalışıyorum.

  • Tekrar tekrar okumak mı, yeni keşifler mi?

Borges, Kum Kitabı’nda “Önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır.”der. Bazı kitaplar o kadar iyidir ki ikinci okumanızda dahi yeni şeyler keşfedersiniz. Evet, yeni okumalar hayatımda her zaman olacak ama dönüp dolaşıp okuduğum kitaplarım vardır ve onların yeri ayrıdır.

  • Klasikler mi, çağdaş metinler mi?

Klasikler.

  • Okumak mı, yaşamak mı?

Hayatı zaten yaşayamıyoruz. O yüzden okumak. 

  • Sesli dergi mi, matbu dergi mi?

Çoğunlukla matbu fakat bazen de durup dinlemek lazım.

  • Konuşmak mı, dinlemek mi?

Dinlemek ve izlemek.

  • Dizi mi, film mi?

Film izlemeyi çok seviyorum. Özellikle sanatın kendini hissettirdiği filmlere hayranım. Tıpkı ikinci kez okuduğum kitaplar olduğu gibi ikinci üçüncü kez izlediğim filmlerim, dönüp dolaşıp geldiğim yönetmenlerim vardır. Bresson, Bergman, Tarkovski, Kieslowski, Angelopoulas, Kurosawa bunlardan bazıları.

  • Öykü mü, roman mı?

Öykü ama geleceğin ne getireceğini bilemeyiz. 😉

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir