İnsan Sonrası Dünyaya Ramak Kalmış Bir Anlatı / Aladdin Milli

İlk öykü kitabı Köz Yanılması 2018 yılında yayımlanan Zeynep Kahraman Füzün; yaptığı atölye çalışmalarında genç yazarların öykülerinden derlediği Matruşka Atölyesi kitabının ardından ilk romanı Dünya Topraklarında Sahi Kitap etiketiyle yayımlandı.

Romanda kurgulanan distopik dünyanın siyasal, teknolojik ve sosyal yapısı alt metinde okuyucunun hafızasına kazınıyor. Romanın içerdiği hastalıklar ve ilaç arayışları pandemi döneminden önce yazılmış olmasına rağmen; pandemi koşullarını yaşayan bizler için daha anlaşılır bir hal almakta. 

Romanın sayfalarında ilerlerken tanıdık bir metinle, Köz Yanılması öykü kitabında yer alan bilim kurgu öyküsü Yüzüncü Çip ile yolumuz kesişiyor. Yazar bir söyleşisinde çok beğenilen bu öyküsünün roman için ilham kaynağı olduğunu ifade ediyor. Roman kahramanların yaşadığı otuz günü otuz ayrı bölümde ele alıyor. Bu yapı kitabı öykü formuna yaklaştırsa da tür olarak novella diyebiliriz.

Roman, baskıcı, insani olmayan bir iktidarı distopik bir anlatıyla gözler önüne sererken bu sisteme karşı duran insanları ise dostluk, vefa gibi insani duyguları bir karşı koyuşla anlatıyor.  Bu iki zıt tablo başarı ile harmanlanmış. 

Roman aslında bir sonla başlıyor. Hasta yatağında romanın iki kahramanından biri uyanıyor ve otuz günün anlatıldığı bir defterle karşılaşıyor. İşlediği bir suçtan dolayı ilaca ulaşması mümkün olmayan arkadaşını yaşatmak uğruna kendi hayatından vazgeçecek kadar büyük bir vefa örneği görüyoruz. 

Roman kahramanlarının cinsiyetleri hakkında en ufak bir ipucu metinde yer almıyor. Okuyucuyu anlatının içine çekmeye imkan veren bir anlatı tercih edilmiş. Yaşanan olaylar yazarın oluşturduğu flashbackler tarafsız ve yalın olarak okuyucuya sunulmuş. Kahramanların yaşadıkları iyilikler, kötülükler ve yönetim tüm çıplaklığıyla ortaya konulmuş. 

Anlatının sonunda mutlu bir son var mı yok mu okuyucunun hayal dünyasına bırakılmış. Kahramanlardan biri hastanede gözünü açmış yaşamaya devam ederken diğer kahramanın serüveni okuyucunun hayal dünyasında devam edebilecek bir açık uçla kalmıştır.

“O gecenin ağzımda bıraktığı çamursu tattan ve ellerimdeki karıncalardan kurtulamıyorum bir türlü. Kulaklarımdan ses yok olup gitmiş, burnum koklama yetisini kaybetmiş gibi. Her nefes alışımda ve her nefes verişimde o geceyi yeniden yaşıyorum. Solucanların bölünüp bölünüp çoğalması, ölüp ölüp dirilmesi gözlerimin önünden çekilmiyor. Öldürmeye çalıştıkça canlanıyor, ölüme karşı direniyorlar. Kıvrıla kıvrıla hayata geri geliyorlar. Belki biz de bir kez gelmiyoruz hayata. Defalarca doğup defalarca ölüyoruz belki. Dünyaya her gelişimizde bir önceki veya bir sonraki hayatımızı unutuyor olabiliriz. Belki de zaman kavramı sadece bir yanılsama. Geçmişin ve geleceğin hangisinin önce, hangisinin sonra yaşandığını nereden bilebiliriz? Sonsuza kadar sürecek ve aynı noktadan defalarca geçecek bir çizgiyle daire çizip duruyorsak eğer.”

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir