Belleğin Girdapları: Psikolojik Analizin Öznelliği / Gülşen Çelik

     “Tanıdığım herkesi yıllarca nasıl da kandırmışım onlardan biriymişim gibi davranarak. Benim bile kandığım oldu.”

    Kitaba başlarken ilk pasajı birkaç kez okudum. İlk sayfadan itibaren başka hangi konulara değinecek acaba, diye geçirdim içimden. Olay odaklı bir roman olmaması,  ilgimi çekti doğrusu. Olay Behçet Çelik için öncelik değil, bir nevi zihne açılan bir köprü olmuş. Bu duruş da birçok paragrafı yeniden, yeniden okumamı sağladı. Aynı paragrafı okuyorum fakat her seferinde, kelimelerin bende bıraktığı çağrışımlar farklılaşıyor. İnsan olmanın muğlaklığı ve bu durumun badirelerini düşündüren bir duruş. 

       “Yazının belleği bileyebileceği fikri -belki de boş umudu ama denemeden hangisinin doğru olduğunu bilmem mümkün değil- ilk başta aklımda yoktu. Burada bir şeyler ikide bir eski günleri, eski zamanları çağrıştırdığında bunları yazarsam daha iyi hatırlayabileceğimi düşünmeye başladım.” 

         Sezgisel anlatım tekniği tadında bırakılmış. Ben dilini kullanan Çelik, “sezgi- gözlem- tekillik” üçlemesine sadık kalmış. Aslında romanı çok yoğun olduğum ve sıkça bölündüğüm bir günde okudum. Buna rağmen kopmadım zihin akışlı betimlemelerden. Ben diliyle ifade edilen bir his ve akıl romanı. Çevresel döngü ve bu girdabın insan belleğine etkileri anlatılmış. Kamçılanmış düşünme sanatı, insan olmanın sürgit yanlarıyla sunulmuş okuyucuya. 

         Romanın Konusu

       “Hatırlamak masum değil, bir zamanlar neler yaşandığının akla düşmesi hiç değil. Geçmiş kaçınılmaz olarak şimdiki zamanla üst üste geliyor, hatırlanan zamanla hatırlama zamanı çakışıyor.”

       Yazar, insani mevzuların zihindeki aksiyonlarını tartışmış uzun uzun ve bu tartışma yalnızca yazarın kendisiyle olmuş. ”Çocukluk, korkular, iç muhasebe,  yazma sanatı, hatıralar, hatırlananlar” bellekte parlatarak değindiği konular, Bunun yanında Serveti Fünun Dönemi’nde başlayan istibdat ve kaçış temlerinin birey üzerinden ele almış. Fakat bu istibdadın modern yüzünü görmekteyiz eserde. Zira bu istibdat kafada başlayıp, kafada devam eden bir tutum. Bunun yanında toplum- aydın çatışmasının öteki yüzü, bilinçli yalnızlık, karamsar bir haletiruhiye yaratmadan anlatılmış. 

             Dil ve Üslup

“Masallarını kaybetmiş bir dünyada yaşadığımızı söylüyorlar, sonra da gerçeklerde masal arıyorlar.”

    Sade ve katmanlı bir dil hakimiyeti, son sayfaya kadar sürüyor. Türkçenin yerli yerinde olması ve deyimlere yer vermesi yazarımızı özgün kılmış. Bazen yazarlar, bir deyimi yeni duymuştur ve sırf kelime dağarcığı zengin görünsün diye palas pandıras o deyimi/ kelimeyi eserinde var etmeye çalışır ya. İşte Çelik’in üslubunda, bu tavır içinde olmadığını görmekteyiz. Eserde,  mübalağasız, derin ve sade bir dil sizi bekliyor. 

     Belleğin Girdapları, okunmayı hak ediyor. Kendisiyle tanışma kitabımız kutlu olsun! Benim için kendine haslığı  yakalamıştır Çelik. Kalemine belleğine teşekkürle…

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir