Kürşat Çelik’in Kara Hikayesi / Fatma Nur Uysal Pınar

Ketebe yayınlarından Eylül 2020’de çıkan Kara Hikaye, Kürşat Çelik’in ilk öykü kitabı. Eser 12 öyküden oluşuyor. Öykülerin ortak özelliği karanlık ve ıstıraplı olmaları. Yani bir parça hüzün, bir avuç keder, bin ah, onlarca soru… ve bütün bunlar kitabın adının açılımı.  Kitabın ilk öyküsü olan Hiçbir Şey Bilmiyorum’da yazar, “Çünkü cevap vermek açığa çıkmaktır.” diyor. Çoğu öyküde gerçeklerin gizlenmesinin nedenini yaşadığımız dünyada açığa çıkmanın anlamını yitirmesine bağlıyor. Kendine bile yalan söyleyen kahramanların iç sesi bunu okura ifşa etse de kahramanların rolü giz perdesinin ardında devam ediyor. Yazar, yer yer de öyküyle okurun arasına girerek kahramanları azarlayıp onların gerçeklerle yüzleşmesini isteyecek kadar realist yaklaşımlar sergiliyor. Bazı öykülerin okuyucuya sıcak ve samimi gelmesinin nedeni belki de onların birkaç yıl yazarın zihninde demlenmesi ve kendisiyle birlikte İstanbul’u dolaşmasıdır. Zamanla rengini bulan öyküler, kitabı okuyan herkeste farklı bir tat bırakıyor.

Kaybetmek, sahip olmanın eşiğinde oturur. Bu sebeple sahip olmak çokça riskli bir iştir. Aramak, kaybetmenin peşi sıra yürür. Başkasını ararken kendiyle yüzleşir kişi. Satırlar arasında okuyucuya ayna tutar yazar. Kaybedilen ne varsa sebebini kahramana yükler. Kayıpların çok olduğu, arayışların bitmediği, beklemenin sızısının içte hissedildiği, bekleyenin umudunu yitirmediği hikayeleri anlatır. Beklenen bazen hiç bilinmeyendir, bazen rahmetli bir anne, bazen ailesini terk eden hayırsız bir baba, bazen karnını hiç doldurmayan küçücük bir umut, bazen yerini yadırgayan saatin tik takları, zalim bir sevgili, vefasız bir eş bazen… mekan rüya da olsa, düş de olsa beklenen hep vardır. Yani yazar, bekleyenin ve beklenenin zaman algısını tuzla buz ettiği öyküler yazmıştır. 

Bu Böyledir öyküsünde yıllarca acısı içine çöreklenen Rıfat, olmadık zamanda balkondan aşağı çığlıklarını bırakıveriyor. Artık çığlık Rıfat oluyor, Rıfat çığlık. Yazar, en yakınını kaybeden insanların elemini Rıfat aracılığıyla duyurmaya çalışıyor. Ve bu çığlıklar, okurun kalbini kıvrandırıyor. 

Yazar şiddetin, şiddetle kınanması gerektiğini Hangi Dua Kurtarır Şimdi Seni öyküsünde bir kere daha hatırlatıyor. Şiddete maruz kalanın içsel yalnızlığını, tek başınalığını, bitimsiz çaresizliğini eşsiz tasvirleriyle gözler önüne seriyor. Boyna dolanan ahların vicdan yükü olarak zalime ve zalimliğe göz yumanlara miras kaldığını sade bir dille anlatıyor. Suyla bile arınamayan insanın günahının öyküsüdür bu. Hem mazlumun hem zalimin, hem avcının hem avın, hem erkeğin hem kadının… “Bir saniye dikenli bir tel gibi vücuduma saplanıyor, dakika olana dek kıvrım kıvrım geziniyor içimde.” Bu cümleleri okuyunca çekilen eziyetin boyutunu anlamak hiç de güç olmuyor. 

“Akıllının hikayesini herkes bilir; delininkini bir tek deli.” Yazar, Herkes Susunca Kim Anlatır Hikayeyi öyküsünde bu cümleyle sayfalarca anlatmaya çalışacağı mevzuyu özetliyor. Aklın insan bünyesine bazen fazla geldiğini anlıyoruz. Herkesten saklanan şeyin bir gün herkesi yakıp yıkacağını bilmek gerekiyor. Çünkü “Hangi dilde olursa olsun ateşin sözü birdir.”

Tam Üç Kez Sela Okundu öyküsünde dostluğun insan nezdindeki önemini kavrıyoruz. Okuru, eşiyle dostuyla yeniden sorgulatıyor. Hangisi gerçek hangisi yalan, hangisi dost hangisi düşman? Bazen tek kişilik ölümler iki kişiye mezar olabiliyor. Geride kalan, ölenden daha çok ölebiliyor, görünmez kefenle geziniyor insanlar arasında. Mezara girenle beraber ruhunu teslim etmiş bir ceset gibi nefes alıyor güya, yaşamak denirse buna. Sonra, çok sonra acıya alışıyor, unutmak çadırına göç ediyor. Bütün bu çıkarımları şu cümlelerle destekliyor Çelik: “Acılar unutulmasa nasıl yaşar insan, acılar unuta unuta hafiflemese, hep diri kalsa nasıl yaşar insan? İşte unutmak bunun için var, unutmak işte bunun için güzel.”

“Ne acı ilerliyor zaman; günler takvimden değil de insan ömründen yırtılınca böyle oluyor işte. Gün kestiği derindir, yalnızca kalbe iner. Bunu da bir tek günden tokat yiyenler görür.” YazarKara Hikaye’yi yıllar sonra da hatırlatacak cümleleri Babaların Gelmediği Cumalar öyküsünde kuruyor. Bütün öykülerin paydası bu cümlede saklı. Günden tokat yiyenlerin gözyaşlarını, acıyı en dipte hissedenlerin yaşadıklarını derleyip okura sunuyor. Güllük gülistanlık bir dünyada yaşamadığımızı, kederin de mutluluk kadar yer kapladığını anlatıyor. Görüp de görmezden geldiğimiz, duyup da duymazdan geldiğimiz ne varsa yeniden hatırlatıyor. İnsan her zaman yanmaz. Yandığında da bazen sesi çıkmaz. Bile isteye yanar. İçindeki yangının gerçek bir ateşle son bulacağını düşünür. Kaybedip bulanların, yanarken sönenlerin, bilmeden bilenlerin, beklerken gamzelerini yitirenlerin izdüşümüdür öyküler.

Son yıllarda yazılan en iyi öykü kitaplarından biri şüphesiz Kara Hikaye. Yazar, öykülerindeki ayrıntılı betimleme, derinlikli anlatma, orijinal kurgu, alışılmadık üslup ve yalın dille okuyucusunu tatmin ediyor. 12 öykü de yazarın edebiyat dünyasındaki yüz aydınlığı. Yolu açık, okuru çok olsun. 

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir