Aysun Ellidokuzoğlu’nun İlk Romanı: Bitemeyen / Şenay Felek Sarıbey

“Sıkıntı: Babamın gidişinden sonra hiçbir şeyden memnun olmama hali, sadece ikimizin gözlerine inen buğu tabakası, türkülerin yalnızca ilk nakaratını dinleyebilme sabrı ya da sabırsızlığı, sıkıntı, abimizin ve ablamızınkini de yüklendiğimiz ağırlık, annemde hiç olmayan”

            Aysun Ellidokuzoğlu’nun ilk kitabı “BİTEMEYEN”den yapılmış olan bu alıntı, bize kitabın ana karakterini tanımamız için doğru ipuçları veriyor. Baba, ikimiz, sıkıntı, abi, abla, anne; tastamam olması gereken her şeyi kapsıyor. 

            Ekim/2020 tarihinde ilk baskısı yapılan kitabın yayınevi, Dergâh Yayınları. Roman türünde nitelendirilmiş kitap, 92 sayfadan oluşuyor. Kahramanların çoğuyla ilgili derinlemesine açıklama ve betimlemelere yer verilmemiş olan bu kitabı, esasen novella olarak tanımlamamız da mümkün görünüyor.  Bununla beraber kitap kapağı, hem çok güzel hem de konuya çok uygun.

            Romanda içe dönük, birbirine bağlı bir geniş ailenin başından geçenler anlatılıyor. Hem ailevi duygularla hem de yazarın deyimiyle aynı “apartman özentisi garip bina”da yaşamanın verdiği sözde yakınlıkla birbirine bağlı olan bu geniş ailenin aslında, ilk fırsatta yine birbirlerini en acıyan yerlerinden yaralama tutkusuyla hareket ettiğini görüyoruz. Yazar bu bakımdan bizlere, yaralarımızı göstermekle insanlara kozlar verdiğimizi de hatırlatıyor; kim bilir belki de kulaklarımızı çekiyor. 

            Kitap; genç kızlığa yeni yeni adım atan bir çocuğun, hasta yatağında müziğin susup ezan sesini duyması ile başlıyor. Ezanın susmasıyla yeniden başlayan müzik, aslında olayları da şekillendiriyor. 

            Gerçekten de karakterin üst katında nişanı olan yaşı geçkin kuzen, seçmiş olduğu klasik müziklerle hayal gücü yüksek kahramanımıza belki de ateşinin de etkisiyle, değişik kapılar aralıyor. Daha ilk sayfadan Strauss’un da kulaklarını çınlatan yazar; giyim, kuşam ve makyajları ile Avusturyalı müzisyenlerden oluşan hayali kahramanlar oluşturuyor. Bu hayali kahramanların en önemlisi de; son ana kadar ana karakterimizin yanında olan Amadeus. Bilindiği üzere Mozart’ın tam adı; Wolfgang Amadeus Mozart’tır. Yazarın bu hayali arkadaşa Mozart değil de daha az bilinen Amadeus ismini vermesinin sebebi; hem yazıya gizem katmak hem de Amadeus kelimesinin söylenişinin daha güzel olması olabilir. 

            Olayları onun ağzından dinlediğimiz ana karakterimiz; babasını doğal olmayan bir ölümle kaybetmiş, bu durum ise karakteri derinden sarsmış. Yine karakterimiz tek iletişim kurabildiği kişi olan kardeşini de kaybetmiş. Yaşanan olaylar nedeniyle kendine bir kaçış arayan karakter, gerçekten kaçmaya teşebbüs de ediyor. Ama sürekli konuşup dertleştiği yitik kardeşine göre, her konuda olduğu gibi bu konuda da kendini yetersiz hissediyor ve neticede de hastalanarak eve dönüyor.

            Karakterimizin hasta yatağındayken üst katında meydana gelen nişan, başucuna gelen zengin ve inançsız enişte, çocuğu olmayan teyze, yine annesi onu bu halde bırakıp nişana gittiğinde başucunda duran ablası, olayların sonunda bir köpekle özdeştirdiği ağabeyi; hepsi aile içi hesaplaşmanın önemli parçaları. 

            Karakterimizin durumunun ağırlaşması neticesinde onu hastaneye götürmek için gelen araçla bahsi geçen aile içi hesaplaşmaların fitili ateşleniyor ve bir kargaşa başlıyor. Durumu ağırlaşan karakterimiz bu karışıklık ortamında hiç kimse tarafından umursanmıyor. Daha evvel  “annesi kurabiye yapamayanlardık biz” diye seslendiği kardeşine bu sefer “Biz savunulmamış çocuklardık, ablam gibi olamazdık.” diyor. Nihayetinde de babaları için bahçelerinde yaptıkları sembolik mezara geliyor, tek tek anlattığı törenlerle ölülerini gömüyor. 

Tüm bu yaşananların sonundaysa ölülerin üzerinden bambaşka biri olarak doğruluyor. Bu esnada okuyucu olarak bizler, ana karakterimiz öldü mü yoksa iyileşti mi; bu konuyu düşünüp çözmeye çalışırken ister istemez kulaklarımızda bir ses duyuyoruz; “Azizallah.” diye.

Romanda gerçekten çok başarılı benzetmeler var. Bununla beraber yazarlıkla gözlem yeteneği arasındaki zaruri bağı da iyi bir şekilde gördüğümüz kitapta, karakterin gözünden bakarken, belli etmeksizin dokunulan konularla yazarın bakış açısı hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz. 

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir