İlknur Demirci öyküleri / Yasemin Bahar

İnsanın içine işleyen satırların sahibi İlknur Demirci’nin iki öykü kitabını naçizane yorumlayacağım. İlk öykü kitabı Birkaç Tuhaf Gün, Kasım 2015 yılında Şule Yayınları’ndan çıkmış. Kitap 26 kısa öyküden oluşuyor. Öykülerde genel olarak ‘ölüm’ bahsi geçiyor. Yazar ölüme dair her şeyi öyle içten ve yalın anlatıyor ki ölümün soğukluğundan ziyade hayatın içerisindeki yerini anlamlandırıyor. Öyküdeki karakterler hepimizin verdiği tepkileri veriyor. Hayata karşı dile getiremediğimiz ama içimizden geçirdiğimiz tepkileri, tüm yalınlığı ile ifade ediyor. Betimlemelerin ve iç seslerin bol olduğu öykülerde, yazar öyle bir cümle kuruyor ki karaktere üzüldüğünüzü zannederken, kendinizi teselli ederken bulabiliyorsunuz. 

Bazen isimli öyküden birkaç satır eklemek istiyorum;

‘Sen farkında değilsin. Ben yaşıyorum.

Kaygılandığımda hızlandırdığım adımlarım; telaşlı anlarımda terleyen avuçlarım; almakta zorlandığım nefeslerim var. Korktuğumda iri iri açılan gözlerim, kederlendiğimde alçalan sesim, saklamaya çalıştığım kırgınlığımı kolayca ele veren bakışlarım. Ne kadar toplamaya çalışsam da dağınıklığı bitmeyen evim, alçak tavanlı ve küçük olmasına rağmen içinde huzur bulduğum odam. Özlemediğim çocukluğum, yitirdiğime üzülmediğim gençliğim, kaybetmekten korkmadığım hayatım. Benim de gerçekleşmeyen dileklerim, pişmanlığını duyduğum günahlarım var.’

Diğer öykü kitabı ‘Yedi Şefkatli Kış’ Ekim 2019 yılında Şule Yayınları’ndan çıkmış. Öyküde ayrılık/terk edilme sonrası kişinin yaşadıklarından bahsediyor. Hiçbir söz söylenmeden çıkıp gidilen kapıların ardında kalan insanların yaşadıklarından… Bekleyenlerin, bir ses, bir kelam duyabilmek için kendileriyle giriştikleri mücadeleden… Anlık zihnimizden geçenleri yine yalın bir dille ifade etmiş İlknur Hanım. İnsanın kendiyle yüzleşmesini, kendisini önce eleştirip ardından olduğu gibi kabul etmesini, iyileşmek için verdiği mücadeleyi… Birine bağlanmanın hayata bağlanmak olduğunu anlatan yazar aslında giden kişilerle birlikte esas bağlanmamız gerekenin kim olduğunu da vurguluyor… 

Öykülerin içinde yer alan birkaç satır paylaşmak istiyorum;

Kış mevsiminin yağmurları vardı, arındıran. Her türlü yarayı soğutan rüzgârları. İkiyüzlülüğe tahammülü olmayan kasırgaları, merhametsizliğe hiddetlenen yıldırımları vardı. Bembeyaz bir örtüyle çorak kalmış toprakları, eğri büğrü kaldırım taşlarını, yol kenarındaki çöpleri, otların arasındaki sigara izmaritlerini bir anda bağrına gömüp güzelleştiren kar taneleri vardı.’

***

Bir kadına ya da bir erkeğe duyulan sevgi gülümsetebilir. Karşılıksız bir aşk düşman edebilir hayata, fakat karşılıklı duygular bu dünyada cenneti yaşatabilir. Taze bir fidandan görkemli çınarlara, küçücük tohumlardan lavanta bahçelerine, kıvrımlı nehirlerden devasa okyanuslara, ufacık serçelerden narin ceylanlara kadar her varlık sevdaya kapılmak için bir neden. Üzerindeki sanatları görebilirse insan, güzel olan her şeyi sevdiği gibi kendini de sevebilir.’

Velhasıl kelam İlknur Demirci’nin iki güzel öykü kitabı mevcut. Öykülerinde hayatın zorluğunu dile getirirken, anlamlı bir sevdaya tutulduysak eğer çıkışı orada bulacağımızın mesajını veriyor. En azından benim algıladığım mesaj bu. Yazıma son vermeden İlknur Hanım’ın Karabatak ve Esma ile Yaşamak dergilerinde de öykülerinin yayımlandığı bilgisini ekleyeyim. Yazarın ve öykülerinin yolu açık olsun, çok insanın yüreğine dokunsun.

Yasemin Bahar

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir