Bilge Karasu’nun Göçen Kedileri / Gülşen Çelik

Günlerden denizsulardan Salı

Yürürden vatos, yüzerden kedi”

         Öykü içinde öykü… Hayvanların gözünden insan manzaraları… Bu anlamda “Göçmüş Kediler Bahçesi” edebiyatımız için ekol eserlerden bir tanesidir. Öykü içinde öykü okumak, insan zihninin ne denli fantastik boyutlara hizmet edeceğini ortaya koyuyor. Teknik açıdan güçlü hikayeleriyle baştan sona ne derin bir hikayeci olduğunu bize bir kez daha kanıtlamıştır Karasu. Bu nedenle kitaba başlarken yabancılık çekiyorsunuz. Bilge Karasu’nun fantastik diliyle imge uçurtmalarının kuyruğundan yakalayıp, kuşbakışı izliyorsunuz hayatı. Kah uçan bir balık kah mırıldayan bir kedi, bazen de kızmış gibi görünen korkmuş bir kirpiye dönüşüyorsunuz. Bir de bakmışsınız ki ilk sayfalarında yabancılık çektiğiniz satırların arasında bir rüyaya dalmışsınız. İnsanın doğayla, hayvanın insanla savaşını anlatır öyküler temelinde. Rüya bu ya… Her şey olmak mümkün. Uçan bir balık olmak da insanlara bakıp bakıp: “Bir kez insanlara akıl erdiremiyorum. Cırnakları gözükmüyor, yok belki de. Onların başka yerlerinde bir gücü, bir savutu ya da bir dikenleri var ama ben yerini çıkaramadım…” diyen bir kirpi de…

          Bilge Karasu, her hikayesinde bir hayvan imgesine yer vermiş. Bu yönüyle edebiyatımızda bir ilkle adından hala söz ettirmektedir. Kitapta masal başlığıyla on bir hikaye olup, her bir masal arasında “Göçmüş Kediler Bahçesi”nden bölümler yer almaktadır. Özellikle “Altıncı Saatin Masalı: Dehlizde Giden Adam” adlı öykü, en etkileyici bölümlerden biri olarak akılda kalmayı başarır. Son olarak da okuyucuyu etkileyen bölümlerden diğeri de Geceyarısının Masalı başlığıyla “Masalın da Yırtılıverdiği Yer” le yarım kalmış ve minimal öyküleriyle karşımıza çıkar yazarımız. Gerçeklik içinde bir dünya, masal içinde öykü…

              Kitabımızı dili açısından da inceleyecek olursak derin ve imgelerle bir dil hakimiyetini hemen ilk sayfalarında hissetmekteyiz. Bu anlamda kullandığı kelimelerin dışında Karasu’ nun üslubu ve imgeleri İhsan Oktay Anar’ ı hatırlatıyor bir nebze. Akan imgelerin dibinde, sert kayalıklar hayal meyal yansıyor dalgalara. Öyle anlaşılır, öyle çetrefilli hayal gücünü buluyorsunuz kelimelerde. Eserde aklımda kalan, kurulduğu cümleye anlam yükleyen, öykülerde sıkça karşıma çıkan iki kelime ise: “Us ve ansımak” .

              Öyle görünüyor ki üzerinden zaman geçtikçe, edebiyatın ektiği ekinler daha da yeşerecek. Gün geçtikçe edebiyatımızdaki etkileyiciliğinin artacağına inanılan bir kitap Göçmüş Kediler Bahçesi.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir