Ahmed Arif ve Leyla Erbil’e Mektupları: Leylim Leylim / Gülşen Çelik

Kitabı iki kere okudum. Karalamalarım, notlarım, altını çizdiğim cümleler; kelimeler ve Ahmed Arif’i anlamaya çalışmalarım… Şüphesiz benim için bu hiç kolay olamayacaktı. Boş bir sayfaya attığım “leylim leylim” başlığından ibaretti kitabın kafamdaki tüm izi. Uzun bir süre bu başlığın altına bir harf dahi yazamadım. Kâğıda, kaleme Arif’in adını fısıldayamadım. Şimdi bu yaz gecesinin sessizliğinin içinde Arif’e bir göz kırpayım.

Mektuplar, Ahmed Arif’in 1954 ve 1959 yılları arasında Leyla Erbil’e gönderdiği mektuplardır. Mektupları saklayan, aşkından vazgeçen dönemin aydını, roman yazarı bir hanımla; hapiste işkenceli, sürgün yolculuğu uzun yıllar bitmeyen bir Anadolu Ozanı’nın mektupları. Hem de ne ozan! Bütün benliğiyle Türkçeye hâkim, ruhuyla özdeşleştirdiği kelimelerle yaşayan, bu nedenle bir arşiv dahi oluşturmayan Arif’in mektupları… 

Türk edebiyatı, Ahmed Arif’e Anadolu Ozanı unvanını vermiştir. Bense kullandığı dili ve üslubu tanımlayan başka kavramlar aradım, durdum. Şimdilik; “zemheri ömründe bir ozanın Türkçesiyle coğrafyasını kucaklamış bir şair,” diyebilirim. 

Arif’ in Erbil’ e gönderdiği altmış bir adet mektubu, aşkını anlatan mektuplar gibi görünse de Ahmed Arif’in sürgünleri, acıları, o dönemin zihniyeti, yaşam koşulları ve bu iki aydın insanın edebiyat dünyasının haritasını çizmesi. Hepsine ama hepsine altmış bir adet mektupta yer vermiştir. Leyla Erbil, Ahmed Arif’in yazdığı mektupları saklarken. Ahmed Arif, Erbil’ e tarifsiz bir aşk duymasına rağmen mektupların tamamını yok etmiştir. En azından oğlu filinta bunun böyle olduğunu söyler.

Çocukluğu, babasının görevi dolayısıyla Güneydoğu’da ve Antalya’ da geçer. Arif’in şiire ilgisi ortaokulda başlar. En sevdiği şair Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. “Korkusuz yazmaya bak,” diyerek yüreklendirir Erbil’i. Bütün ömrü işte bu düşüncesinin çürümeye bırakılmasını anlatır aslında. Bana göre Arif, iki ufuk arasında düşünür ve yazar; alabildiğine sınırsız fakat alabildiğine yerli yerinde.

“Çıplak kafamla düşünür, savunurum ben. Kavramlarla bu uğraşın niye, diyeceksin. Ne kadar vurdumduymaz, ne kadar günübirlik yaşantıcı davranırsak davranalım; onlar olmadan hiçbir çözüme ulaşamayız da ondan.” Cümleleri bu yerli yerinde özgürlüğü özetlemiştir.

Dönemin aydın şairi, sanata verdiği önem ve kendine has bakış açısı ile dikkat çekmektedir. Erbil’ e anlattığı annesiyle olan şu diyaloğu bu kendine özgülüğü apaçık ortaya koyar:

Dün yemekte anneme, Beethoven gelse kızını istese verir miydin, diye sordum. “Kim bu herif?” dedi, “açlıktan ölen bir müzik peygamberi,” dedim. Önce tövbe tövbe çekti, sonra küfretti anam. Kardeşlerime sordum, kızlar yalandan erkekler can-ı gönülden “evet” dediler. (s:48)

Memleket sevdası, sürgünleri, aşkı ve oğlu Filinta’yla tüm şiirlerinin altına “Hasret Şairi” mührünü basmıştır.

Yazdığı 33 Kurşun adlı şiirinde bir katliamı anlatan şiiriyle üniversite birinci sınıfta tutuklanır. Sonrası işkenceler yeni tevkıfler… Kalbindeki, zihnindeki şiirleri kaleme ve kağıda zaten küsmüş olan arif, 1968 mayısıyla uzayan istibdat döneminin izdüşümlerini iliklerine kadar hisseder. Şairliğini susturması, maddi sıkıntılar ve imkansızlıklar, o yılların yorgunluğu ile birlikte kâğıtta ve kalemde yeşermeye çalışan sıhhatsiz bir aşk, 60 baskı yapmış; toplam 18 şiirden oluşan Hasretinden Prangalar Eskittim şiir kitabının zihniyetinin özetidir. Fakat şair, dönemin tüm sosyal ve siyasal kültüründen ayrı, apayrı bağımsız bir şairdir. Kendi başına yeni bir zihniyet, farklı bir edebiyat telaşesidir.

Bir röportajında; “nasıl yazıyorsun?” sorusuna, “Diyarbekir Türkçesiyle yazıyorum,” der. 

Sondan eklemeli dilimizi Ahmed Arifçe bir doğallıkla ortaya koyar. 18 şiir, 18 farklı üslup; 18 ayrı dil ustalığı demek Arif’te. Arif’ in Türkçesini çok sevdim. Mektuplarda geçen, aklımda kalan kelimeler ise şöyle: hora geçmek, teşne, hayallemek, öskedim, nen, afer, mutlulandırmak, durukluluk, ısılı, hayallemek, siftinmek.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir