Ayşegül Güney’in sorularını yanıtladık

1) Merhaba Ze Dergi, ilk defa bir dergi ile söyleşi yapacağım için heyecanlıyım. Lütfen heyecanımı mazur gör. Haydi başlayalım. Daha çok gençsin ve aynı zamanda Türkiye’nin ilk sesli edebiyat dergisi olma özelliğini taşıyorsun. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Ze Dergi; “bir dergi çıkaralım ama farklı olsun” fikrinden yola çıkarak günümüz edebiyatını yansıtmayı hedefleyen ve genç yeteneklere fırsat tanıyan bir dergi olması için kuruldu. İsmini ise şöyle bulduk: Dergi kelimesini ismin içinde kullanmak istediğimiz için kısa bir kelime olması gerekiyordu. Bir kelimeyi bile kirletmek istemediğimiz için adını sadece harf olarak koymak istedik. Çok etkileyici bir isim de koyabilirdik ama o kelime dergiyle özdeşleşir ve anlamı bozulurdu. Türk edebiyatından bir kelimeyi daha eksiltmiş olmak istemedik. Bu harfi düşünürken aklımıza Ze geldi. Ze hem harflerin sonu olmasından dolayı son zamanın yani günümüzün edebiyatını ifade ediyor, hem de iki bin sonrası doğan gençleri önemsediğive onlara hitap etmek istediği için Ze kuşağına selam çakıyor. 

2) Sesli dergi fikri gerçekten çok etkileyici. Özellikle günümüzde ana akım medyanın ve sosyal medyanın gözden ziyade kulağa hitap etmesi belki de bunu gerekli mi kılıyor?

Aslında uzun süredir kulağa hitap ediliyor sesli kitaplar vasıtasıyla. Ancak onlar yayımlanmış eserlerden seçkiler yapıyor. Ze Dergi, bir edebiyat dergisi titizliğiyle metinlerde hem nitelik hem de okurla ilk kez buluşma şartı arıyor.

3) Türk toplumunun edebi açıdan sözlü kültür dönemi (masal, hikaye, destan anlatıcılığı) ve geçirdiği yazılı kültür dönemlerini düşünürsek, postmodern olarak tanımladığımız günümüzde sesli bir dergi biraz geriye dönüş anlamına mı geliyor?

Ze Dergi’nin ilk kurulduğunda hazırladığımız jenerikte zaten bu konuya değindik. Eskiye dönüyoruz diyerek yeni bir şey yapmadığımızı ifade ettik. Hem en eskiye yani sözlü edebiyata döndük, hem de radyo zamanlarına yani yakın geçmişe dönmüş olduk. Öyküler, kullandığımız ses efektleri, seslendirmedeki tonlamalar ve vurgularla radyo tiyatrosu dinliyormuş hissi uyandırıyor.

4) Görme engelli birçok kişi tanıyorum. Hikayelerin, şiirlerin seslendirilmesi ve yapılan söyleşiler onların bu eserlere ulaşabilmesi için kolaylık sağlıyor mu? 

Görme engelli vatandaşlarımızın da bir edebiyat dergisine ulaşabiliyor olması elbette bizi sevindirir.

5) Bunun yanında bazen kitap okumak bizler için de sıkıcı olabiliyor. Şiirleri, öyküleri, romanları dinlemek gerçekten mantıklı. Bir Youtube hesabım olmamasına rağmen Ze Dergi’nin paylaşımlarını dinlemeye çalışıyorum. Yer verdiğiniz eserlerin daha çok günümüz öykücü ve şairlerine ait olduğunu fark ediyoruz. Neden bir Refik Halid öyküsü, Nazım Hikmet şiirleri değil de günümüz edebiyatçılarına ait ürünler?

Çünkü onlar yayımlanmış metinler. Belki bir gün kıymetli edebiyatçılarımıza ait yayımlanmamış bir eser bulur ve seslendiririz.

6) Eserleri neye göre seçiyorsunuz? Gönderilen her eser yayınlanıyor mu ve eser seçerken kırmızı çizgileriniz var mı? 

İlk sayının eserlerini ve söyleşilerini arkadaşlarımızdan rica ettik. Sağ olsunlar neredeyse hepsi katkı sağladı. Eser veremeyenler de ileride katkı sağlayacaklarını belirtti. Henüz ilk sayı olmasına rağmen mail kutusuna yetişemiyoruz. İçlerinden nitelikli olanlar ikinci sayıda yayımlanacak. İlgi çok güzel. Hatta kendini kanıtlamış isimlerden de eser geldi ve çok heyecanlandık.

7) Youtube’da yorumlarınız açık. ‘Kadir Daniş ve Mahmut Coşkun söyleşi’sinin yorumlar kısmında bir kişi ‘söyleşiyi dergide okumuş olsaydı bu kadar keyif alamayabileceğini’ yazmış. Söyleşiyi dinlediğimde hak verdim doğrusu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir arkadaş, madem sesli dergi söyleşiler de sadece ses ile olsaydı, dedi ama biz görüntülü olmasını arzu ettik. Söyleşilerin hem sesli hem de görüntülü olması çok güzel. Anlatılanların daha kalıcı olmasını sağlıyor. Bu zaten eğitimde hep bilinen bir şey. Okuduğumuzun yüzde onu, dinlediğimizin yüzde yirmisi, gördüklerimizin ise yüzde otuzu akılda kalıyormuş. Bu öğrenme açısından çok iyi bir oran.

8) Bu ‘sesli dergi’ çalışmasını nasıl geliştirebilirsiniz ve klasik olacak ama 10 yıl sonra kendinizi Türk Edebiyatı’nda hangi noktada görüyorsunuz?

Gelecekten umutluyuz. 

9) Dünya edebiyatında sesli dergi örnekleri var mı? İlerleyen yıllarda Türkiye’de yeni sesli dergiler oluşmasına tepkiniz ne olur, bundan memnuniyet mi duyarsınız yoksa tek örnek olarak mı kalmayı tercih edersiniz?

Dünyada başka örneği var mı bilmiyoruz. Başka sesli dergilerin çıkması bizi memnun eder ama gerçekten akıl karı olmadığını belirtmeliyiz. Maliyet, emek ve zaman açısından fedakârlık yapacaklarsa çıkarsınlar. Merakla bekliyoruz.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir